"Bir meleğin kanatları her zaman kurtuluş anlamına gelmez..."
Adı: Onayepheton
Bağlı Bulunduğu Birlik: 13. Piyade Birliği
Yaş: 27
Sınıfı: Komando
Boyu: 1.78 cm
Kilo: 73 kg
Hikâyesi:
Bazıları şanslı doğar, bazıları ise o şansı kendisi yaratır. Ancak bir üçüncü şık vardır ki, bazıları ona musallat olmuş, kanını emen ve onu kurutup bitirene kadar yakasını salmayan bir lanete sahiptir. İşte Onayepheton ve ailesinin durumu da tam olarak buydu. Yobaz denilecek kadar dindar bir baba ve sakin, ne olursa olsun güleryüzlülüğünden ödün vermeyen bir annenin tek çocuğu olarak dünyaya gelmişti Onayepheton. Değinmeye gerek var mı bilinmez, ona bu ismi veren de babası ve onun dindarlığıydı aslında. Ölüleri dirilterek onlara yeniden bir kalp atışı bahşeden meleğin adıydı bu. Yeni doğmuş bir çocuğu bu denli çabuk ölümle yakınlaştırmak çılgıncaydı belki; ancak babasına bu durum için en ufak bir kin bile beslememişti Onayepheton. Aslına bakılırsa, bu isimden gayet de memnundu.
Onların "üçüncü şık" dediğimiz sınıfa girmelerinin nedeni ise yaşadıkları yerdi. Filipinlere oldukça yakın olan bir coğrafyada yaşıyorlardı ve bu coğrafya, bulunduğu konum nedeniyle Filipinlerden kaçan bir takım Wickbrock'un istilasına uğruyordu. Bölge Makati Şehri askerî birliğinden gönderilen bir grup komando tarafından korunuyordu, istilalar pek fazla oluyor da denilemezdi aslında; ancak oluyordu işte... Yine de mutluydu Onayepheton ve ailesi. Olmaları gerekti belki, ancak kendilerini hiç de diken üstünde hissetmiyorlardı. Bu durum belki babasının dindarlığı ve Tanrı'nın onları koruyacağı inancından, belki bölgeyi koruyan komandoların ahalide bıraktığı çetin izlenimden kaynaklanıyordu. Belki farkında olunmasa da, annesinin hiç asılmayan güler yüzünden...
Ta ki o kara güne kadar... Hiç asılmayan o güleryüzlü kadın, o kara günde asacak bir suratı bile olmayacak hale gelmişti. Bir gece vakti, Filipinlerden sıyrılan bir grup Wickbrock güvenlik ihlalinin olduğu bir noktadan Onayepheton ve ailesinin yaşadığı coğrafyaya giriş yapmış ve onların "üçüncü şık" sınıfındaki insanlardan olacak kadar lanetli bir şanssızlıkla çevrelenmiş olduklarını bir kez daha ispatlayacak şekilde yalnızca onların evlerini hedef almıştı. Wickbrocklar'ın sessizliğinden mi, yoksa ailenin derin uykusundan mı kaynaklanır bilinmez, zavallı Onayepheton, annesinin çığlıklarını duyana kadar ne olup bittiğinin farkına bile varmamıştı. Gözlerini açıp ilk gördüğü şey anne ve babasının üzerine çullanmış birkaç Wickbrock, duyduğu son ses ise ses tellerini parçalarcasına dışarı vurulan çığlıklar olmuştu.
Bir anlık geçirdiği şoktan sonra hemen gücünü toplayıp can havliyle kendini kapıdan dışarı atmış ve yardım naraları atarak komando birliğinin olduğu kısma doğru koşmaya başlamıştı. Bir yandan koşuyor, bir yandan bağırıyordu; bulanık gören dolu gözleriyle nereye gittiğini bile tam olarak bilmeden. O andı ki zombi istilasından değilse bile kalp krizinden ölebilirdi: ne olduğunu anlayamadığı bir şeye bir anda tüm dengesini ve hızını kaybedecek şekilde çarpmış ve yere tökezlemişti. Belki de onun şanslı sayabileceği tek an, o an denilebilirdi. Çarptığı şey ne cansız bir varlık ne de bir Wickbrock idi; bir komandoydu. Bölgedeki halkın geri kalanı ne olduğunu anlayana kadar komandolar eve girmiş ve olağan üstü hâl olarak tasvir edilebilecek bu durumun üstesinden gelmişlerdi, yanlarında getirdikleri birkaç oyuncak ile. Her şey sona ermişti, ya 12 yaşındaki bir çocuğun yüreğindeki acı?
Yaşadığı talihsizliğin ardından Makati Şehri'ne gönderilerek askerî yetkililerden birinin koruması altına giren Onayepheton yüreğindeki acısının ve intikam ateşinin sönmesine hiçbir zaman izin vermemiş, aksine savaşabileceği o gün gelene kadar korlamıştı o ateşi. 23 yaşında acemi bir asker olarak birliğe alınan Onayepheton, denklerine nazaran daha üst düzey performans göstermiş ve kısa zamanda komandoluğa yükselmişti. Onu bu denli başarılı kılan ne doğuştan gelen savaşçı özelliği, ne de tanrının onun yanında savaşmasıydı. Onu Wickbrocklar için bir ölüm makinesi haline getiren kendine karşı duyduğu öfkeydi. 11 sene önceki yaşadığı kara günde ailesini koruyamayacak kadar güçsüz olması, kendisinden hala bile nefret etmesine neden oluyordu. İşte bu öfkeyi ve nefreti dindirmek için savaşıyor ve savaşmaya devam edecekti Onayepheton, son nefesine kadar; her ne kadar öldürdüğü her virüslü yaratık, dindirmek yerine bu duyguları daha fazla korlasa da...